Johannesburg Gezi Notları

previous arrow
next arrow
ArrowArrow
Slider

Kısaca Jo’burg denilen şehir, Güney Afrika’nın 3 başkentinden biri olmasa da ekonominin büyük bir kısmını taşıyor. Şehirdeki bu ekonomik düzeni Avrupa’dan gelen sömürgeci beyazlar kurmuş. Apartheid (ırkçılık) rejiminden sonra şehir siyahların hâkimiyeti altına girmiş. Ancak hâlâ binaların asıl sahibi beyazlar. Ekonomik düzenin bir başka ayağını ise ülkeye Asya’dan çalıştırılmak için getirilmiş ve zamanla zenginleşmiş Hint ve Malaylar oluşturuyor.

***

Şehirde altın ve elmas mineralleri bakımından zengin dağlar var. Ülke ekonomisini, halkı, hayatı kökten değiştiren, savaşlara sebep olan bu dağlar hiçbir şey olmamış gibi göğsünü gere gere dikiliyor. Altın dağlarındaki maden ocaklarını işletenlerin siyahî yönetime sahip olan devlet değil, ülkeye ithal gelen Avrupalılar olduğunu söylemeden de geçmemek lazım.

Maden ocaklarında çalışan işçilerin tamamı siyah. Zaten hayat hâlâ böyle işliyor burada. G.Afrika’da işçi kesimi siyahlardan oluşurken, işin başındakiler ve daha yüksek kademedekiler genelde beyazlardır. Bir yol yapım çalışmasına denk geliyoruz örneğin. Çalışanların tamamı siyahî, başlarındaki mühendis beyaz. Yıllarca siyahlara zulmeden, onları köle gibi kullanan beyaz Avrupalılar devrimden sonra kenara çekilseler bile arkalarında yılların verdiği uyuşuklukla ne yapacağını bilmez, beceriksiz, isteksiz bir halk bırakmış. Zamanında şehir merkezine girmeleri bile yasaklanan siyahlar şimdi orada üretmekten mahrum bir halde dolaşıyorlar. Değişmeyen tek şey, siyahların nefret ve intikam dolu bakışları.

Yine ilginç bir not aktarmak gerekirse, 2010 FIFA Dünya Kupası’nda mücadele eden bütün Afrika ülkelerinin takımlarına baktığımızda futbolcuların tamamının siyahî olduğunu görür, ancak hepsinin teknik direktörlerinin beyaz olduğu gerçeğiyle karşılaşırız. Aslında bu, Afrika’da toplumsal yaşamın bir özeti.

***

Güvenlik Johannesburg’un en büyük problemi. Irkçılık rejimi sonrası özgürlüklerini kazanan siyahlar, özgürlük kavramını biraz farklı yorumlamış. 10 yıl öncesine kadar beyazlar tarafından gördükleri zulmü, şimdi tersine çevirmişler. Hava karardıktan sonra yaşanması güç bir hal alıyor şehir. Yolda yürürken her an birisi tarafından durdurulabilir veya arabayla kırmızı ışıkta beklerken aniden camınız kırılıp gaspa uğrayabilirsiniz. Johannesburg’ta akşam saat beş gibi dükkânlar kapanıyor ve şehir sessizliğe bürünüyor. Müslüman mahallelerinde güvende olsanız bile, özellikle siyahların yaşadığı bölgelerde arabasız yola çıkmak problem olabilir. Eğer arabadaysanız bile trafik ışıklarında durmamak yerinde olacaktır. Bu yüzden bankalar, iş merkezleri ve lüks evlerin önündeki eli silahlı güvenlik görevlilerini garip karşılamamak gerekiyor. Bu durum için sadece Güney Afrikalı siyahları suçlamak doğru olmaz. Şehre kıtanın herhangi bir ülkesinden gelen aç ve işsiz siyahlar olayların başrol oyuncusu gibi.

Şehirde sokaklarda, otobüslerde, kenar mahallelerde siyahları; üstünde elektrik telleri olan yüksek duvarlarla korunan lüks evlerde, konforlu araçlarda ve modern alışveriş merkezlerinde beyazları görüyoruz. Johannesburg’da gerekse Durban’da şehir içi ulaşımı sağlayan dolmuşlarda hiçbir beyaz tenli insana rastlamıyorsunuz. Bunlara bir beyaz olarak binmek de cesaret istiyor. Bu sorun sadece Cape Town’da çözülmüş gibi.

***

Şehirdeki bir diğer problem ülkenin de problemi olan AIDS. Afrika kıtasının tamamını esir alan bu hastalık gün geçtikçe artmakta. 45 milyonluk ülkede 5 milyon AIDS’li hasta var. Bir de taşıyıcı virüsü olanları düşündüğümüzde bu sayıyı tahmin etmek mümkün değil. Her gün 1.600 kişi HIV virüsü kapıyor. Hatta kötü bir komplo teorisi midir bilmiyorum ama hızla ölen AIDS’li siyah nüfusun ardından 10-15 yıl sonra ülkenin hâkimiyetinin tekrar beyazlar tarafından ele geçirileceği söyleniyor. AIDS’i önleme konusunda toplumsal bazı çalışmalar var, ancak yeterli değil.

***

Jo’burg bütün bunların yanında tabiatıyla harika bir şehir aslında. Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre dünyanın en yeşil kentlerinden biri seçilmiş. Şehir geniş ve yeşil bir alana yayılmış ve şehir merkezi dışında yüksek katlı binalar yok. Modern mimari tabiat güzelliklerini bozmadan usulca yerleşmiş. Zenginlerin yaşadığı evlerin çoğunun bir bahçesi ve hatta bahçesinde bir havuzu var. Beyazların şehre hâkim olduğu zamanlarda sokaklar her akşam yıkanırmış. Şimdi ise şehir merkezinde bile kirli, yer yer çöplüklerin olduğu sokaklar görüyoruz.

***

Ülkede trafik soldan akıyor. İngilizler sömürdükleri her ülkede olduğu gibi buraya da kendi sistemlerini getirmişler. Fakat trafiğin çok düzgün işlediğini göz ardı etmemek lazım. Örneğin Cape Town’da trafik ışıklarının olmadığı yaya geçitlerinde ayağınızı yola attığınız andan itibaren arabalar duruyor.

***

Johannesburg’ta zaman zaman kısa ama şiddetli yağmurlar yağıyor. Yollar yağmurdan etkilenmemesi için balıksırtı şeklinde yapılmış. Asfalt yağmur yağdıktan 15 dakika sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi kuruyor.

***

Şehir içerisinde turistik pek fazla görülecek yer bulunmuyor. Afrika tarihine ilgi duyuyorsanız ve Apartheid rejiminin toplumu nasıl etkilediğini görmek için Apartheid Müzesi’ni gezebilirsiniz. Diğer bir aktivite ise altın madeni turu. Dağdan altının nasıl çıkarıldığından işlenmesine kadar olan süreci görebileceğiniz ilginç bir tur. İçine giremeseniz de şehir merkezindeki Ponte City Apartments’i dışardan görmeyi ve hakkında bilgi almayı unutmayın. Bununla birlikte teneke ev cumhuriyeti Soweto’yı da planınıza dahil edin.

Her ne kadar hayvanat bahçelerini desteklemesem de safariye çıkma imkanı bulamadıysanız ve bu topraklarda yaşayan hayvan türlerini merak ediyorsanız Johannesburg Zoo ve Johannesburg Lion and Safari Park ziyaret edebileceğiniz yerlerden. Burada belli bir ücret karşılığında aslan yavrularını kucağınıza alıp sevebiliyorsunuz. Gold Reef City eğlence parkı ve daha çok beyazların ve zenginlerin takıldığı alışveriş, cafe ve restoranların olduğu Sandton’daki Montecasino vakit geçireceğiniz diğer yerlerden.

Gitmediğim için fazla yorumda bulunamayacağım ancak Johannesburg’da mutlaka gidilmesi gereken yer olarak da şehre 2 saat uzaklıktaki Sun City’yi öneriyorum.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.